Bakan Dr. Ahmet Eşref Fakıbaba'ya Açık Mektup

Sayın Bakanım,

Sizi Şanlıurfa Belediye Başkanlığı döneminizden beri severek takip ediyoruz. Allah çalışmalarınızı hayırlı eylesin.

Şanlıurfa tarafından bu kadar çok sevilmenizin sebeplerinden birinin halkın isteklerine açık ve olumlu bir yaklaşım sergilemeniz olduğunu düşünerek size bu açık mektubu yazma cüretini gösterdik. 

Sizden muzdarip olduğumuz 3 konu hakkında destek bekliyoruz.

 

1. Helal Gıda Sertifikası

Sayın Bakanım,

Müslüman bir ülkede helal kavramının oturmadığını ve hatta bilinmediğini esefle takip ediyoruz. Ne zaman bir restorana gitsek eti nereden aldıklarını sorduğumuzda yüzümüze tuhaf tuhaf bakanları mı ararsınız, biz de müslümanız diye bizi azarlayanları mı? Konudan bihaber bir sorup geleyim diyerek sırra kadem basan garsonlardan koyun eti işte, helal yani diyerek helalliğin tanımını tehlikeli derecede basite indirgeyenlere kadar memleketimizde işletme sahiplerinin hemen hemen tamamı "helal et" kavramından habersiz.

Bunda helal sertifikasının sulandırılmış olmasının da büyük bir suçu var. Kimin sahiplendiği kamuyounda bilinmiyor. TSE ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ortak bir çalışması var deniyor. Helal sertifikası verilen işletmelerin denetim ve takibinin ne kadar sağlıklı yapıldığını bilmiyoruz. Helal Gıda Sertifikası düzenleyen sivil toplum kuruluşları da sıkı takip edilmediğinden ötürü fuarlarda şüpheli markaların yer alması bizi ziyadesiyle üzüyor.

Özetle Helal Gıda Sertifikası olayını ciddi bir regülasyona tabi tutmanızı istiyoruz. Farklı kurum ve sivil toplum örgütleri kendilerinde bir metod belirleyip kendilerinin makul bulduğu bir güncelleme periyodundan ziyade buna Bakanlık olarak el atmanızı arz ediyoruz. Bu iş tek elden takip edilmeli, bir sahibi olmalı ve ciddi takip edilmeli. Müslüman ülkemizde restoranların, kasapların gri bir bölgede hizmet vermeleri bizi sadece huzursuz etmekle kalmıyor, Allah muhafaza domuz eti yeme riskinden ötürü fıtratımızı tehlikeye atıyoruz.

Ayrıca Helal Gıda konusunda da bir kamu spotu hazırlanarak halkımızın bilinçlendirilmesini, bunu sormayı bir alışkanlık haline getirmelerini ve en azından helal sertifikanız var mı diye sorduğumuz işletme sahiplerinin bunun çok doğal bir soru olduğunu öğrenmelerini ve bize tuhaf tuhaf bakmamalarını istiyoruz.

Her restorana Helal Gıda Sertifikası almayı zorunlu tutamasanız bile en azından et tedarikçileri için zorunlu olmalı. Örneğin, Ankara'da her restoran bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki tedarikçilerden etlerini alıyor. Bunlardan bir tanesini arayıp etlerinizin kesimi helal mi diye sorduğumuzda ne cevap aldık biliyor musunuz? Alamadık. Hala ilgili kişiye ulaşıp bizi aramalarını bekliyoruz.

Aslında Helal Sertifikası sadece gıda ile sınırlı değil ama onu size mi arz etmemiz lazım bilemedik. Deri ürünlerinin domuz derisinden mi yoksa koyun derisinden mi olduğunu bilmek güzel olmaz mı? Malezya'da ürünlerin üstünde hangi hayvandan üretildiği bilgisini şart koşmuşlar, bizde de olmalı.

 

 

2. Doğal Tohum Deposu

Özellikle büyük şehirlerdeki pazarlarda "köy tohumu" diye reklam yaptıklarını görmüşsünüzdür. Aldığımız salatalık, domates vesair sebzenin eskiden köylerde yetişen, nefis kokulu ürünlerden olduğunu ima eden ama zerre kadar alakası olmayan bir reklam bu.

Yediklerimizden tat alamıyoruz. Kavun diye yediğimiz şeyler kabak tadında. Kabak diye yediklerimiz ise sadece kabağa benzeyen ve günü kurtarmamızı sağlayan şeyler.

Bu konuda birkaç girişim olduğunu duymuştuk haberlerden ama hala üzerinde hiçbir genetik oynama yapılmamış, hibritleme süreçleriyle kirletilmemiş, köylerde ninelerimizin torbalarda sakladığı tohumlar kaybolup gidiyor. Bunları arayıp bulacak bir heyetin kurulmasını ve altın kıymetindeki tohum stoklarının yüksek güvenlikli tohum depolarında saklanmasını istiyoruz. Tohum üretimi yapılacaksa ki mutlaka yapılmalı, bu depolardaki doğal tohumlar kullanılmalı.  İsrail'den veya ülkemizin sağlığını zerre kadar umursamayan ülkelerden tohum ithalatını bitirmenizi istiyoruz.

Tencerelerimizde pişen yemeklerin eski zamanlardaki gibi nefis kokması da güzel ama çocuklarımıza yedirdiğimiz şeyin gerçekten o "şey" olmasını istiyoruz. 

 

3. Uluslararası Patent Haklarımız

Sayın Bakanım,

Malumunuz olduğu üzere Avrupa'da ya da Amerika'daki marketlerde yoğurt markalarının üstünde Greek Yoghurt yazıyor. Yunan milletinin kendilerine özgü bir yoğurt yapma tarifi varsa ve patentini almışlarsa ne ala öyle değil. Bildiğimiz halis muhlis Türk yoğurdunu Yunan yoğurdu diye pazarlamaları, babamızdan kalma bağa birilerinin gecekondu dikmesi gibi bizi üzüyor.

Daha geçtiğimiz günlerde baklavanın patentini de almaya çalışan ahlaksız insanların bize ait ne varsa patentini alarak ülkelerine bunların satışından patent geliri elde etmeleri kanımıza dokunuyor. Yakında ticari olarak kuru fasulye, kuymak, humus üretimi için Avrupa Birliği'ne patent ödememiz gerekirse hiç şaşırmayacağız. Kaygımız sadece patent ödemek değil, patent süreçlerinin nasıl işlediğini bile bilmiyoruz, ama bize ait olan gıda ve ürünlerin bir kataloğunun çıkarılıp, bunların uluslararası patent başvurularının yapılmasını istiyoruz. Marketlerde Yunan Yoğurdu yazısını görmek istemiyoruz.

Sürçü lisan ettiysek affola. Hayırlı çalışmalar dileriz.

 

 

 

BLOG COMMENTS POWERED BY DISQUS
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Mehmet Görmez'e Açık Mektup, Article has been viewed 417 times, Created by Yusuf Emin KalemciMehmet Görmez'e Açık Mektup...
Hocam,Sizi seviyoruz.Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın başına gelen en iyi şeylerden birinin...